-29% Halid Bin Velid

Allah'ın Kılıçlarından bir kılıç: Halid Bin Velid

Halid bin Velid Allah’ın ne iyi kulu ve ne iyi kardeştir!

O, Allah’ın kâfirlere ve münafıklara karşı çektiği  kılıçlardan biridir.”

Hz. Muhammed (a.s.m.)

Bir yanda yüzyılların birikimiyle şekillenmiş olan ama hiç de mantığına sığdıramadığı atalarının dini, diğer yanda ise ortaya çıkalı birkaç yıl olduğu halde bütün Mekke’yi kasıp kavuran yeni din... Sevdikleri bir bir ona meylediyor... Peki o ne yapmalı? O da amcaoğulları gibi yeni dine mi girmeli?

Tenhalarda yalnız geçirdiği gecelerde uzun uzun düşünme fırsatı bulur Halid bin Velid.

Ve sonunda kararını verir. Açıkça...

Bu karar sıradan bir karar değildir. İçinde bir yerlerde saklı duran ateşîn kabiliyetler birden parlamaya başlar. Bu parlayış, dünyanın şeklini değiştirecek bir aydınlığın da başlangıcına tekabül eder. Tarih, o güne kadar hiç kaydetmediği savaş taktiklerini yazmaya hazırdır. Zamanın iki süper gücünden birinin tamamen yok olacağı, diğerinin ise iyice kabuğuna çekileceği günler yakındır.

Bu roman, bir yandan Cahiliye kasırgasının her şeyi savurduğu bir hengâmede tatlı bir esintiyle doğan ve ruhlara huzur üfleyen İslamiyet’in ilk yıllarını ele alırken, diğer yandan Halid bin Velid’in zaferleri çerçevesinde İslam’ın ilk fetihlerini anlatıyor.

Halid bin Velid, kumandan olarak katıldığı küçük-büyük hiçbir savaştan zafer elde etmeden ayrılmayan eşsiz bir komutanın romanı...

“Analar Halid gibi bir kahramanı doğurmaktan acizdir.”

—Ebu Bekir (r.a.)

“Halid bir savaş ustasıydı. O ölümle arkadaştı. Onda bir aslan cesareti, bir kedi sabrı vardı.”

—Amr bin Âs (r.a.) 

Yazar: İkram Arslan

Yayınevi: Nesil Yayınları


Karanlık bir sabah

Henüz sabaha dair bir emare yoktu havada. Nöbetçiler dikkatle etrafı kontrol etmiş, herhangi bir tehlikeye karşı durup dinlenmeksizin devriye gezmişlerdi. Her şey yolunda göründüğüne göre artık harekete geçilebilirdi.

Sabah namazı kılınır kılınmaz yola çıkıldı. En önde Halid ve adamları, arkasında Mekke’den gönüllü olarak katılanlar ve onların arkasından ordunun kalan kısmı ilerlemeye başladığında birkaç metre ilerisi iyi seçilemeyecek kadar karanlıktı.

Fark edilmemek için vadinin tabanı en güvenilir yol olacaktı. Bu yüzden yamaçlardan inmeye başladılar. Pürüzlü kocaman kayalar düzgün yürümelerine mani oluyor, etrafı dikkatle incelemeye çalışan Halid ve beraberindeki süvarilerin işini zorlaştırıyordu.

Mümkün olduğunca konuşmuyorlardı ama taşlara ve kayalara çarpan toynaklar fazlasıyla gürültü yapıyor ve sabahın sükûnetini bozuyordu. Süvarilerin bazıları ani bir saldırıda hemen kullanabilmek için mızraklarını atlarının boyunlarına doğru, bazıları da atlarının iki kulağı arasından ileri uzatmıştı.

Vadinin dar bir boğazına geldiklerinde Halid, karşı yamaçta bir hareket hissetti. Sert bir hareketle elini kaldırıp herkesi durdurdu. Sesin geldiği noktaya odaklanıp dikkatlice dinledi ama herhangi bir belirti yoktu. Atını geri döndürüp vadiyi dolduran askerlere baktı. Askerlerin yola devam etmesi için emri verdikten sonra bir süre olduğu yerde durdu ve şayet ani bir saldırıya uğrarlarsa nasıl bir manzarayla karşılaşacağını düşündü. Hayaline akseden görüntüden hoşlanmamıştı. Başını sallayarak bu karamsar tabloyu parçaladı ve tekrar yola devam etti.

Halid’in gözleri, havadaki zifiri karanlığın yavaş yavaş dağılmaya başlamasıyla koyu duman renkli görünen kayalar arasında bir şey fark etti. Sanki bir yayın ucuna takılmış püsküller bir an için dalgalanmış ve hemen kayanın arkasında yok olmuştu. “Bu bir tuzak!” diye bağırmasıyla kayaların arkasına mevzilenmiş onlarca, yüzlerce başın belirmesi bir oldu.

Güneş henüz ışık oklarını yeryüzüne göndermeye başlamamıştı ama üzerlerine ok yağmaya başlamıştı çoktan. Vakit, güneşin yeryüzüne gülümseme vaktiydi ama vadide panik ve karmaşa vardı.

Evet, nöbetçiler sabaha kadar etrafı gözetlemişlerdi. Ama düşman nöbetçileri onların her birini tespit etmiş ve kimseye hissettirmeden gece boyunca hazırlık yapmışlardı.

Vadinin orta yerinde sipersiz kalan askerler, Halid’in “Siper bulun! Çabuk!” emrini duymuyorlardı. Tek duydukları, üzerlerine akan okların çıkardığı korkunç sesler ve yaralananların acı bağrışmalarıydı.

Her şey bir anda oldu. Ne yapacağını bilemeden sağa sola kaçışan askerlere arkalarından bağırırken ve “Durun, gitmeyin!” derken birden her şey bulanıklaşmaya başladı. Büyük bir hızla atının sırtından yere düştü. Üzerine sarık doladığı miğferi başından fırlayıp kayboldu. Toz bulutları içinde uzaklaşan askerlerini, yerde uzanan yaralıların ağır hareketlerini izlerken omuzuna uzandı. Evet, bir ok saplanmıştı. Okun saplandığı yer çok kötü sızlıyordu. Daha kötüsü ise bu vaziyetteyken düşman askerlerinin arasında kalmıştı. Yalnızdı...

Yorum Yap

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi

Halid Bin Velid

Ücretsiz Kargo

150TL ve Üzeri Alışverişler'de Kargo Bedava!

  • İnceleme Sayısı: 1195
  • Ürün Kodu: 1125020
  • Stok Durumu:
  • 17TL
  • 12TL
  • Vergiler Hariç: 12TL
Telefonla Sipariş Ver

TELEFON İLE SİPARİŞ