-30% Bediüzzaman Said Nursî Tarihçe-i Hayatı (Büyük Boy-Lügatli)
Tarihçe-i Hayat, Büyük Boy, Termo Deri, İki Renk, Lügatli, Kaynaklı, İndeksli
Bediüzzaman Said Nursî Hayatı – Mesleği – Tercüme-i Hâli
 
İçindekiler;
  • 1. BEDİÜZZAMAN’IN İLK HAYATI
  • İlk hayatına kısa bir bakış.
  • Şarktaki aşâirle muhavere.
  • Gönüllü alay kumandanlığı.
  • İfade-i Meram.
  • 2. BARLA HAYATI.
  • Risale-i Nur’un zuhuru.
  • Risale-i Nur’un telifi-neşri.
  • 3. ESKİŞEHİR HAYATI.
  • Eskişehir Müdafaası.
  • Bir suç olarak sorulan mesele.
  • Son müdafaata sonradan ilhak edilmiş bir mukaddeme.
  • 4. KASTAMONU HAYATI
  • 5. DENİZLİ HAYATI
  • Denizli mahkeme müdafaası.
  • 6. EMİRDAĞI HAYATI.
  • Emirdağı’na sürülmesi.
  • Emirdağı’nda zehirlenmesi
  • Gelenlerle ne konuşurdu?
  • 7. AFYON HAYATI
  • Afyon Mahkemesi.
  • 8. ISPARTA HAYATI
  • Tahliller (Eşref Edip).
  • Said Nur ve Talebeleri.
  • Bediüzzaman’ı zehirlediler.
  • Bediüzzaman Said Nur.
  • Bediüzzaman kimdir?
  • Demokratlar’a tavsiye.
  • Emirdağı’na dönüşü.
  • İstanbul Mahkemesi.
  • Üstadın Müdafaası.
  • Bediüzzaman ve Risale-i Nur (Risale-i Nur Nedir, Nasıl Bir Tefsirdir).
  • Konuşan Yalnız Hakikattir.
  • Nur talebelerine Üstad Bediüzzaman’ın son dersi.
  • Reis-i Cumhura ve Başvekile.
  • Risale-i Nur (dış ülkeler).

Yayınevi: Söz Basım Yayın


Takdim

Elinizdeki Tarihçe-i Hayat, 1958’de hazırlanarak üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin na­zarından geçmiş, “Şahsıma ait bahislerden ziyade hizmet-i Kur’âni­yeye müteallik kı­sım­lar neşredilmeli” diyen üstad’ın tashih ettiği şekilde neşre­dilmiştir. Eserin içinde mün­deriç “Âyetü’l-Kübra” ve “Münâcat” gibi risalele­rin ilâvesini ise Bediüzzaman Haz­ret­leri bizzat tensib etmiş ve Risale-i Nur Külli­yatından mâdud bu eser için “Yirmi mec­mua kadar ehemmiyeti var” diyerek tavsiyede bulunmuştur.

Bu itibarla, Tarihçe-i Hayat’ta muhterem müellifin son iki senelik hayatı ve dar-ı be­ka­ya irtihalleri bulunmamaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri, 23 Mart 1960’ta, Ramazan’ın yirmibeşinci günü Ur­fa’da âlem-i faniden âlem-i bakîye irtihal etti. Cenaze namazı, kardeşi Abdül­mecid Efendi ile Tür­kiye’nin dört bucağından gelebilen talebeleri, dostları ve Urfa halkı tarafından eda edil­di, üç ayı mütecaviz bir zaman sonra 27 Mayıs idaresi tarafından mezarı yıkılarak mü­barek naşı meçhul bir yere nakledildi.

Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatında, tereke hakimi tarafından tesbit edilen saat, cüb­be gibi 200-300 lira tutan eşyası, onun aleyhindeki ithamlara en güzel cevabı teşkil et­miştir. Ömrü boyunca mal mülk sahibi olmamış bu büyük zatın hayatı gibi mematı da­hi, onun yegâne gayesinin rıza-yi İlâhîye erişmek ve bu va­tan evlâdının imânına hiz­met etmekten ibaret olduğunu, bazı garazkârların it­ham ettikleri gibi dünyevî bir men­faat veya siyasî bir gaye peşinde koşma­dı­ğı­nı, ehl-i insafa isbat etmiştir.

Tarihçe-i Hayat’ın Sözler Yayınevi tarafından yeniden neşredilişi, Bedi­üz­za­man Haz­ret­lerinin vefatının onaltıncı senesine rastlamaktadır. Geçen zaman içinde şu hakikat ale­nî ve pek aşikâr göründü ki: Kur’ân-ı Hakîm’in, asrımızın fehmine bir dersi olan Ri­sa­le-i Nur Külliyatı, dahil ve hariçte fevkalâde inkişaf ve hizmete medardır. Bu suretle Ta­rihçe-i Hayat’a dercedilen muhterem Üs­tad’ın yazı, mektup ve müdafaalarındaki ifa­de ve beyanlarının tahakkuk ve teza­hür etmiş olması, ehemmiyetle kayda değer bir ha­di­sedir. Çünkü bu hadise, Be­diüzzaman’ın Kur’ân hâdimi ve îmân-ı tahkikî muallimi ola­rak yaşadığını gös­termektedir. Yeni yetişen nesil, îmân ve Kur’ân dersinde İşte böyle bir ilme muhtaçtır. Bu ihtiyaç sebebiyledir ki bu millet, bu memleket, bu zaman ve ze­min Risale-i Nur hakikatine karşı lâkayd kalmamıştır. Kalamazdı da... Çünkü Be­di­üz­za­man Hazretleri, asr-ı hâzırın ve gelecek nesil­lerin fıtrî ihtiyacını ve za­manımızın iktizasını, tâ bir asır önce keşfetmişti.

Reis-i Cumhura ve Başvekile yazdığı son mektuplarından birisinde, vaktiyle şarkta ku­rulacak olan üniversite için görüşlerini şöyle açıklıyor ve bu üniver­si­te­nin lüzum ve ehem­miyetini dile getiriyordu:

“Felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti İs­lâmiyet ha­kaikiyle tam müsalâha etsin ve ehl-i mektep ve ehl-i medrese birbi­ri­ne yardımcı ola­rak ittifak etsin.”

İşte Risale-i Nur hizmetinin ve dâvâsının özü ve ruhu budur.

Bediüzzaman Hazretleri böyle bir üniversiteyi, şimdi ciddî ve vahim bir hal alan bir teh­likeye karşı bir tedbir olarak da düşünmüş, bu tehlikeye yirminci as­rın başından iti­ba­ren dikkat çekmiştir. Bu tehlike anarşi, komünizm ve menfî ırkçılık gibi tehlikelerdir. Be­diüzzaman, Afrika’da Cami’ül-Ezher olduğu gibi Asya’da da, hususan İslâm âle­mi­nin merkezi durumunda olan şarkî Anadolu’da bir darülfünun, bir İslâm üniversitesinin açıl­ması ile, İslâm milletleri arasına so­kulacak ırkçılık fitnesine karşı durabileceğini ve ha­kikî milliyet olan İslâmiyet milliyeti çerçevesinde kardeşçe yaşamanın mümkün olabi­le­ceğini belirtmiştir.

Nitekim ırkçılık bugün bir problem halini almıştır. Millî birliğimizi tahribe müteveccih hü­cumlarda, yıkıcı ve bölücü cereyanlarda menfî ırkçılık fikrine dai­ma bir tahrik unsuru ola­rak başvurulması, Bediüzzaman Hazretlerinin ısrarla dikkatleri menfî ırkçılık tehli­ke­si­ne çekmek isteyişindeki mânâyı ortaya koy­mak­tadır.

Irkçılık meselesinde olduğu gibi, daha birçok siyasî ve içtimaî meselelerde de Be­di­üz­za­man Hazretlerinin koyduğu teşhis ve gösterdiği çareler günümüzde canlılığını koru­mak­ta, hatta zaman geçtikçe onun fikirlerinin değeri daha iyi an­laşılmaktadır.(*)

Hazret-i Üstadın hizmetinde
bulunan talebeleri

 

(*) Bu Tarihçe-i Hayata Hazret-i üstad’ın son hayatında “Reis-i Cumhur’a ve Başvekile” diye yazdığı mek­tu­bu ile vefatından az önce talebelerine yazdığı son vasiyetnâmesini de ilave edip neşrediyoruz.


Bediüzzaman Said Nursî

Bediüzzaman Said Nursî bir eserinde kendi hayat tarzını şöyle özetlemiştir: “Kur’ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, her bir âdabda rehberimizdir.” Buna göre insan, Allah’ı tanımak ve Ona iman ve ibadet et­mek için yaratıl­mıştır. İlim, meşru­iyet, hürriyet, dürüstlük, ümit, çalışmak, se­bat gibi fazilet­ler ise, insa­nın hayatına anlam ve­ren değerlerdir. Bunlar hem dünya, hem de âhi­ret sa­adeti açısın­dan insanın olmazsa olmaz gerçekleridir. Bu sebeple 6000 sayfayı aşan eser­lerini iman ve fazilet üzerinde yoğunlaştırmıştır.

Hayatının ilk dönemlerinde Bitlis ve Van yörelerinde yaşamış olmasına rağ­men, Os­manlı yönetimini ve dünyayı yakından takip et­miştir. Hatta en temel mesele olan eği­tim konusundaki aksaklıkları Sultan Ab­dülhamid’e arz etmek üzere İstanbul’a gel­miş, fakat o günlerde onunla görüşmesi mümkün olmayınca, aynı teklifi daha sonra Sultan Re­­şad’a götürmüş, Doğu Anadolu’da Medre­se­tü’z-Zehra adında bir üniversite kurmak için hazineden ödenek ay­rıl­masını sağ­lamıştır. Ancak zamanın şartları gereği üniversite ku­rulmadan ülke savaş orta­mına girmiştir.

“İstibdâdın her nevine karşıyım. Onu nerede görürsem tokadımı vururum. Bence is­tibdâdın en kötüsü ilme yapılan istibdattır. Ben ekmeksiz yaşarım, hürri­yetsiz yaşaya­mam. İman ne kadar gelişirse hürriyet de o kadar parlar. İşte asr-ı saadet!” sözleriyle hür­riyete olan büyük sevdasını ifade etmiştir.

Birinci Dünya Savaşında milis kuvvetleri gönüllü komutanı olarak savaşa katılmış ve esir düşerek iki buçuk yıl Rusya’da esaret hayatı yaşamıştır.

Daha sonra İstanbul’un işgalinde işgalci güçlere karşı mücadele ederek ilim adamları­nı ve halkı uyarmıştır. İstanbul âlimlerinin Kuva-yı Milliye ve Kurtuluş Savaşı aleyhin­de verdiği fet­vayı, “İşgal altındaki bir yerde bulunan sorumluların verdiği fetva irade öz­gür­­lüğü bulunmadığı için mualleldir (sakat ve tutarsızdır)” gerekçesiyle karşı çıkmış ve çürütmüştür.

1922 yılının sonunda Ankara’ya davet edilmiş, TBMM’de merasimle karşı­lan­mış ve daha sonra mebuslara hitaben bir beyanname yayınlayarak yeni Tür­ki­ye’­nin şekillen­me­sinde mânevî dinamiklerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade et­miş­tir.

Hayatını üç döneme ayırmıştır: Do­ğumundan Risale-i Nur’u telif etmeye baş­lama ta­rihi olan 1926 yılına kadarki ha­yatını Eski Said, bu tarihten 1950’ye ka­dar olan kısmını Yeni Said, 1950’den sonraki hayatını da Üçüncü Said diye ad­landırmıştır. Ancak bu ayırım fikrî bir deği­şiklikten ziyade bir metod ve tarz deği­şikli­ğidir. Her üç dönemde de dine ve imana hizmet yönünde zamanın ve ze­mi­nin durumuna göre değişik metodlar uy­gulamıştır.

Hep ıslaha ve düzeltmeye dayalı bir tavır sergilemiştir. Asla hu­sumete, kine, kavgaya ve bölücülüğe dayalı muhalefette bulunmamıştır. Çünkü yıkmak, yok etmek, tahrip et­mek gibi kelimeler onun mücadele anlayışında yoktur.

Bütün eserlerinde, “dünya hayatının faniliği, gelip geçici olduğu, kavga ve çe­kişmeye değmediği” üzerinde durmuş, özlü bir cümleyle “İnsanlık için esas olan sulhtur” demiş­tir.

Hayatı tevazu ve mahviyet içinde geçmiş; hakikî zen­ginliği dünyevî değer­ler­de değil, ruh ve gönül zenginliğinde bulmuştur.

Çok engin ve derin şefkat anlayışı, hayatında hakim bir düstur olmuştur. Haya­tı bo­yun­ca çektiği onca sıkıntıya ve çileye rağmen, hep affedici olmuş, hak­kında idam tale­biyle dava açanlar için bile hakkını helâl ederek hidâyet temen­ni­sinde bulunmuş, eser­le­rini okuyanlara da affedici olmalarını tavsiye etmiştir.

Evren ve içinde­ki­ler, onun Kur’ânî düşünce sistemine göre okunması gereken büyük bir kitaptır. Eserlerinin neredeyse her satırında kâinatın İlâhî bir san’at eseri olduğunu okumak ve birliği sembolize eden varlıklar arasındaki yardım­laşmayı, âhenk ve nizamı görmek mümkündür.

“Bizim düşmanımız cehalet (cahillik), zaruret (yoksulluk) ve ihtilaftır (ayırım­cılık). Bu üç düşmana karşı marifet (ilim), sanat ve ittifak (birlik) silahıyla cihat edeceğiz” di­yerek, insanlarla değil, insanlığa zarar veren cehalet, yoksulluk ve ihtilaf gi­bi olum­suz­lukları gi­derme yolunda mücadele vermiştir. “Muhabbete muhabbet, husu­mete husu­met” di­ye­rek sevgi sıfatının sevilmesi ve düşmanlık sıfatı­nın da sevilmemesi gerektiğini insanlığa öğütlemiştir.

İslâm dünyasının karşılaştığı en köklü ve yıkıcı krize, yani fen ilimlerinin yan­lış de­ğerlendirilmesinden kaynaklanan dinsizlik veya dinde lâubaliliğe karşı ilim ve mantık yoluyla cevaplar vererek, milyonların imanının kurtulmasına ve­sile olmuştur.

En büyük mücadeleyi inançsızlık cereyanına karşı vermiştir. Zira, imanın in­sanlık için büyük bir saadet unsuru olduğuna inanmıştır. İmansızlığın hem dün­ya, hem de âhiret fela­keti olduğunu savunmuş, bunu hayatı boyunca bir meslek edinmiştir. İnançsızlıkla müca­dele eden her kişi ve kuruluşu fikren destek­le­miş­tir.

Bugün, eserleri başta Arapça, İngilizce, Almanca ve Rusça olmak üzere 20’yi aşkın dün­ya diline çevrilmiştir. Bunların yanısıra kendisi ve eserleri hakkında yurt içinde ve dı­şında bir çok uluslar­arası sempozyum organize edilmiş, doktora tezleri gibi akademik ça­lışmalar yapılmıştır.? ? ?

Bediüzzaman’ın hayatındaki önemli tarihler:

  • 1878 (Rumî: 1293, Hicrî: 1295) – Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit Nahiyesinin Nurs Kö­yünde dün­yaya gel­di (Milâdî doğum tarihleri olarak bazı kayıtlarda şu ta­rihlere de rast­lanmaktadır: 1873, 1876, 1877).
  • 1888 – Normalde on beş yıl süren klâsik medrese eğitimini, üç ay gibi kısa bir sürede tamamladı.
  • 1894 – Van’a giderek orada coğrafya, matematik, jeoloji, fizik ve kimya gibi müsbet ilimleri öğrenmeye başladı. Kısa süre sonra da ilim adamları tarafından, ilimdeki üstün­lü­ğü sebebiyle “zamanın emsalsizi, benzersizi” an­la­mında Bedi­üzzaman lâkabı verildi.
  • 1907 – Eğitimle ilgili projelerini padişaha sunmak üzere İstanbul’a geldi.
  • 1909 – 31 Mart Olayı sebebiyle Divan-ı Harp Mahkemesinde yargılandı ve berat etti.
  • 1911 – Şam Emeviye Camiinde büyük bir hutbe irad etti. Bu hutbe daha sonra Hut­be-i Şamiye adıyla kitaplaştırıldı. Münâzarat ve Muhakemât gibi eserlerini telif etti.
  • 1915 – Talebelerinden gönüllü bir milis alayı kurarak Birinci Dünya Savaşına katıldı. Sa­va­şırken cephede İşârâtü’l-İ’câz adlı eserini telif etti.
  • 1916 – Bitlis savunması esnasında yaralanarak Ruslara esir düştü.
  • 1918 – İki buçuk yıl süren esaretten firar etti, İstanbul’a geldi. Devrin tek İs­lâm Aka­demisi olan “Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye”ye üye oldu.
  • 1919 – Mesnevî-i Nuriye adlı eserini telife başladı (Bu eserin telifi 1923’te bit­ti).
  • 1920 – İstanbul’un İngilizler tarafından işgali üzerine Hutuvât-ı Sitte adlı bir eser ya­yınladı. Bu eser yüzünden İşgal kuvvetleri tarafından gıyabında ölüme mahkum edildi.
  • 1922 – Zaferden sonra Ankara’ya Büyük Millet Meclisi’ne dâvet edildi. Bu­ra­da me­buslara hitaben bir beyanname yayınladı.
  • 1923 – Van’a döndü. Talebelerine ders vermeye başladı. Erek Dağı’nda iki sene­si­ni geçirdi.
  • 1926 – Şeyh Said isyanıyla hiçbir ilgisi olmadığı halde, bu bahaneyle Bur­dur’a nefye­dildi ve Barla’da zorunlu ikâmete memur edildi. Burada Ri­sa­le-i Nur’u teli­fe başladı. Sözler ve Mektubat’ın tamamı, Lem’alar’ın da birçoğu bu­rada yazıl­dı.
  • 1934 – Barla’dan Isparta’ya getirildi.
  • 1935 – “Gizli cemiyet kurmak, rejimin temel düzenini yıkmak” ithamıyla Es­kişehir Ağır Ceza Mahkemesinde aleyhinde dâvâ açıldı ve mahkeme neticesin­de Tesettür Risale­si’n­den dolayı 11 ay hapse mahkûm edildi. 120 talebesiyle birlik­te Eskişehir Hapishane­sinde tutuklu kaldı ve orada tecrid-i mutlak altında tutuldu.
  • 1936 – Kastamonu’da zorunlu ikâmete memur edildi. Buradaki ikâmeti yedi yıl sürdü. Eserlerini telife burada da devam etti.
  • 1943 – 126 talebesiyle birlikte tekrar tutuklanarak Denizli Hapishanesine sev­kedildi. Dokuz ay süren tutukluluktan sonra Denizli Ağır Ceza Mahkemesi be­rat kararı verdi.
  • 1944 – Emirdağ’a götürüldü ve burada zorunlu ikâmete memur edildi.
  • 1948 – Aynı suçlamalarla tekrar tutuklanarak 54 talebesiyle birlikte Afyon Ha­pisha­ne­si­ne sevkedildi. Yaklaşık 20 ay süren hapis hayatında büyük sıkıntılar çek­tirildi. Mahkeme­nin verdiği mahkûmiyet kararı temyiz edilip esastan bozuldu. Bu­radan tekrar Emir­dağ’a gö­tü­rüldü.
  • 1952 – Gençlik Rehberi Mahkemesi münasebetiyle İstanbul’a geldi ve bu dâ­vâdan da berat etti.
  • 1953 – Emirdağ’a döndü. İkinci defa İstanbul’a geldi ve üç buçuk ay burada kaldı. Bun­dan sonraki hayatı genellikle Emirdağ ve Isparta’da geçti.
  • 23 Mart 1960 – Urfa’da Hakkın rahmetine kavuştu.

Yorum Yap

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi

Bediüzzaman Said Nursî Tarihçe-i Hayatı (Büyük Boy-Lügatli)

Ücretsiz Kargo

150TL ve Üzeri Alışverişler'de Kargo Bedava!

  • İnceleme Sayısı: 824
  • Ürün Kodu: 5237014
  • Stok Durumu:
  • 54TL
  • 38TL
  • Vergiler Hariç: 35TL
Telefonla Sipariş Ver

TELEFON İLE SİPARİŞ